28 Aralık 2012 Cuma

Dolunay ve Biz

Yenilenmenin ve dönüşümün ana tema olacağı 2013 yılına girmeden önce son dolunayımızı bugün yaşıyoruz.

"Dolunay" evresine girdiğimizde dünyanın bir tarafında Ay, bir tarafında Güneş bulunur. Ay ve Güneş birbirleri ile 180 derece uzakta bulunur. Dolunay evrelerinde insanlar egoları ve duyguları arasında çekiştirilmiş hisseder. Bu sebeple dolunay günlerini daha gergin ve duygusal anlamda çalkantılı günler olarak hissederiz. 

Ay ve güneşin verdiği ana tema ne olursa olsun duygularımız ani inişler çıkışlar gösterebilir. Aniden parlayıp minik tartışmaları bile büyük kavgalara dönüştürme potansiyeline sahip olabiliriz. Bugün her zamankinden daha sakin ve temkinli olmaya çalışmamız önemlidir. 


Bugünlerde sezgilerimiz daha kuvvetli çalışacaktır. Bilinçaltımız da farklı rüyalar ile dolunay günlerinde bize ilginç anlar yaşatabilir; hatta uyurgezerlik, uykuda konuşma bu günlerde artabilir:)

Hem duygularımız hem de bilinçaltının bu kadar tetikte olduğu bir günde yapılacak olan meditasyon, dua ve terapilerde daha fazla şifalandığımızı hissederiz.  

Bugün de Yengeç Burcunda olan Ay, Oğlak Burcunda olan Güneş ile karşı karşıya geliyor. Ailemiz, yakınlarımız, duygularımız, değerlerimiz, şefkat duygumuz ile toplumdaki yerimiz, kariyerimiz, sorumluluklarımız arasında kaldığımızı hissedebiliriz. Herhangi birini göz ardı ederek görmezden gelmek bizi daha fazla gerginliğe itecektir. Oysa ki kendi içimizde dengemizi bulmamız önemlidir. 

Dolunay, yeni ay'da başlattıklarımızın meyvesini almaya başlama zilidir. 15 gün önce başladığınız işler ile ilgili yavaş yavaş sonuç almaya başlayabilirsiniz. Enerjimizi pozitif bir şekilde kanalize edip, kendimizi günün akışına bırakarak verilen mesajı almaya çalışmamız gerekiyor!

Sakin ve huzurlu bir gün dilerim, 

Sevgiler, 

Astroloji Uzmanı “Ayşegül Kuyumcu Türker”

26 Aralık 2012 Çarşamba

Zıt Kutuplar, Ruk İkizi, Aşk, Evlilik ve İlişkiler


Astroloji ve İlişkiler-3

Bir erkek bir kadından neden hoşlanır? Ya da bir erkek bir kadına neden çekici gelir? Her aşık olduğumuz(u sandığımız) kişi, aslında şöyle/böyle yapsaydı/k ömrümüzün sonuna kadar beraber olabilir miydik?



Her ilişkinizde aynı problemleri mi yaşıyorsunuz? “Bu erkeklerin hepsi aynı” ya da “Bu kadınlar daha ne istiyor?” diye mi yakınıyorsunuz. Belki de sizin ilişkiden beklediğinizi düşündükleriniz ile aslında sizi ilişki içinde mutlu edenler aynı değildir…

Hayatımızın her alanında olduğu gibi aşk, sevgi ve ilişkilerimiz ile ilgili pin kodu da natal haritalarımızda işlenmiştir. Her ilişkinin bir enerjisi, bir uyumu vardır. Bu enerjiyi ve uyumu tanımlamak, tanımak o ilişkiyi olduğu haliyle kabul edip yürütmek veya yürütmemek sizin elinizdedir. Yani her “ Koç burcu ile aslan ve yay burçları” ile iyi anlaşır ilişkileri harika yürür demek mümkün değildir.




Eğer sadece burcunuza (güneş burcu) dayalı bir öngörüm ile ilişkinizin ne kadar mümkün olabileceğini tanılayabilseydik yukarıdaki cümleleri hiçbir zaman duyamayabilirdik. Çünkü bu cümlelerin hepsi haritamızdaki başka bir noktanın karşımızdaki kişi tarafından tetiklenmesi ile ortaya çıkar!



Peki astroloji yardımı ile aşk ilişkilerimizde neleri gözlemleyebiliyoruz?
  • Bir kişinin ilişkilerinde başarılı olabilmesi için ilişki potansiyelini
  • Nasıl bir partner istediğiniz bir yana nasıl bir partnere ihtiyacınız olduğu
  • Duygusal ihtiyaçlarınızın karşılanması için neler gerekli
  • Muhtemel partner ile tanışma olasılıkları / Muhtemel zaman dilimleri
  • Mevcut ilişki zorlukları/olumlu yönlerinin tanımlanması 

Bunun yanında hiç anlaşamayacağını düşündüğümüz iki kişinin bir ömür birlikte olmaları da kadersel göstergelerin desteğiyle karşımıza çıkacaktır. Sonuç olarak her ilişki, her kişi gibi kendine has, kendine özeldir.



Aşk, Sevgili ve Evlilik

Özel hayatınızı partneriniz ile paylaşırsınız. Herkesin ilişkilerinde başarılı olabilmesi için ilişki potansiyelini iyi bilmesi gereklidir. Ancak kişinin kendisini bilmesi yeterli değildir. İki kişinin birlikteliğinin apayrı bir haritası vardır. Bu haritanın incelenmesi ve değerlendirilmesi gereklidir. Bu harita da doğum haritamız gibi o ilişki içerisindeki “biz”i tanımlar.

Kendimiz çok sosyal olduğumuz halde, o ilişki içerisinde partnerimizle evde oturup film seyretmek daha keyifli gelebilir. Ya da aslıda adrenalin tutkunu olmak bir yana arabayı bile hızlı sürmezken birlikte yamaç paraşütü yapmaya gidebilirsiniz.  İlişkimizin haritası da ilişkimizin yönünü, boyutunu ve kadersel olarak bizleri nereye taşıyacağını tanımlar. Kendinizde tanımadığınız bir enerjiyi ilişkinizde yaşadığınız zaman zorlandığınızı hissedersiniz. Ne gibi zorluklarla karşılaşacağınızı bilmek, hem ilişkiniz hem de sizin için oldukça faydalı olacaktır.


Sevgiler,

Astroloji Uzmanı “Ayşegül Kuyumcu Türker”

Önemli Not:
Astroloji danışmanları olarak hiçbir zaman “Süper uyumlusunuz! Kesinlikle evlenin!” ya da “Anlaşma ihtimaliniz yok! Mutlaka boşanın/ayrılın!” diyemeyiz. Ancak ve ancak ilişkinin veya kişilerin olumlu/olumsuz, uyumlu/zıt yönlerini, ilişkinin doğasını aktararak danışanların kendi yollarını bulmalarına ışık tutabiliriz.

23 Aralık 2012 Pazar

Kariyer Hayatında Astroloji!


Astroloji ve İlişkiler-2


“No man is an island entire of itself; every man is a piece of the Continent, a part of the main”
John Donne

“Hiç kimse tek başına bir ada değildir; herkes bir kıtanın bir parçasıdır, ana kara’dan bir parça.” Demiş John Donne.




İster gönül, ister iş, ister aile ilişkilerinde olsun hiçbir ilişkide tek başınıza değilsinizdir. Evet ilişkinizi sizin etkilediğiniz kadar karşı taraf da etkiler; ve hatta iki kişinin ilişkisinin oluşturduğu bambaşka bir sinerji vardır. Yani ailenizin, sosyal çevrenizin, iş arkadaşlarınızın tanıdığı bir “siz” var. Bir de “….&…” ilişkisi içerisinde tanıdıkları bir “siz” var.

Hiçbir birey bir diğeri ile aynı olamayacağı gibi hiçbir ilişki de bir diğerinin aynı olamaz.

En yakından başlayalım, bir düşünün kardeşiniz, abiniz, ablanız herkese size davrandığı gibi mi davranıyor? Peki anneniz, babanız ile kardeşinizin, abinizin ya da ablanızın ilişkileri sizinki ile tıpa tıp aynı mı? Hayatta içine doğduğumuz roller, zamanlar ve ilişkide olan diğer kişiler de ilişkinin içindeki “ben”i tanımlar.

Bir ben var benden öte..

Her ilişkimizde ilişkinin hayatımızdaki rolüne göre farklı bir yönümüzü sergileriz. Kariyer potansiyelimiz ve ortaklık potansiyelimiz iş ilişkilerimizde, aşk-evlilik potansiyelimiz aşk ilişkilerimizde ne kadar başarılı olacağımız, hayatta nelerden mutlu olduğumuz ise bu ilişkilerden ne kadar tatmin olacağımızı belirler.




Astroloji ve İK:

Günümüzde şirketler yeni ekipler kurarken, yönetici adayları belirlerken astroloji danışmanlarından yararlanmaktalar. Neden mi? Çok basit! Herkesin içinde bulunduğu ortama kattığı enerjisini maksimuma çekmek ve en verimli ekipleri kurmak için. Kimileri “lider ruhlu” doğar, kimileri “harika ekip çalışanı”dır, kimileri “yaratıcı”… Tüm kişileri doğru pozisyonlarda değerlendirebilmek için her bir bireyin haritasının değerlendirilmesi sonrasında da birlikte çalışacakları ekiplerin uyum (synastry) ve birleşik (composite) haritalarına bakmak gereklidir.


Unutmayın ki işe girişte veya mülakatlarda sorulan sorular, yapılan anketler kişinin kendisi tarafından cevaplanmakta ve bir başkası tarafından değerlendirilmektedir. Yani fazlasıyla sübjektiftir. Oysa ki natal haritaların değerlendirilmesi objektif bir sonuç verecektir. Ekibinizi kurarken veya yeni kişileri ekibinize katarken ekibin dinamiklerini tamamlayacak kişileri seçme fırsatınız olur. Böylece insan kaynakları olarak organizasyonunuzun daha büyük başarılara imza atmasını sağlayabilirsiniz.

Yani astrolojiyi iş hayatınızda sadece para ve yatırım kararları alırken değil insan kaynaklarında da kullanabilirsiniz!

“Peki aşk ilişkileri ne oldu?” der gibisiniz:) Sanırım Oğlak Burcu’na girmiş olmamızın etkisiyle iş ilişkileri öne geçti.

Aşk ilişkileri de pek yakında:)

Sevgiler,

Astroloji Uzmanı “Ayşegül Kuyumcu Türker”

20 Aralık 2012 Perşembe

Zıt kutuplar birbirini çeker mi?


Astroloji ve İlişkiler-1

Her zıt kutup birbirini çekseydi ya da sadece zıt kutuplar birbirini çekseydi ne olurdu bir düşünsenize! Ya da sadece aynı burçtan olanlar? Sadece devamlı kavga edenler ya da aynı şeyi düşünüp aynı şeyi yapmak isteyenler ile dolu olurdu etrafımız. Ne yazık ki ilişki uyumu bu kadar pratik bir şekilde tanımlanamıyor. 

Bir bakıyorsunuz ilk gördüğünüzde “ne kadar soğuk bir tip” dediğiniz kişi sevgiliniz oluvermiş; ya da yıllardır “hayatımın aşkı” dediğiniz kişi ile hayatınızı birleştirmeye bir adım bile yakınlaşamamışsınız. Ya da arkadaş grubunuzda olsa “hayatta anlaşamayacağınız biri” ile aynı ekipte harika işler çıkartıyorsunuz.




Sizce bunu sadece “boğalar aslanlarla iyi anlaşır, yaylar…” diyerek tanımlayabilir miyiz? Tabii ki hayır! Günümüzde hemen hemen herkes doğduğu günü bildiği için popüler medyada ilgi çekici bir konu olarak “burçlar uyumu” ile karşılaşmaktayız. Oysa ki burç (güneş burcu) uyumu, iki veya daha fazla kişinin ilişki uyumu tanımlamanın sadece bir kısmı.

Astrologlar, kişilerin kendilerini ve ilişkilerini tanımlamak ve yol göstermek için yüzyıllar içerisinde bir çok farklı çalışma sistemi ortaya çıkarmışlardır.

Aşk-sevgili ilişkisinde o kişinin çekici gelmesi yeterli iken, evlilik söz konusu olduğunda iki kişinin birlikte oluşturduğu harmoniye,iki kişi arasındaki çekime, benzer şeylerden mutluluğu yakalayabilme potansiyellerine, iki kişinin birlikte ortaya çıkan ilişki haritasına bakılması gereklidir.

Bir ben var benden öte..

Peki buraya kadar her şey tamam da bu uyum nereden çıkıyor? Ya da kiminle daha uyumluyuz nasıl bileceğiz? Her şey kendimizi tanımakla başlıyor aslında. Zaten bir astroloji yazısında bunu okuyor olmanızın sebebi de bu:)  Siz nelerden mutlu olursunuz? Neler size çekici gelir? Hangi tipte insanların yanında kendinizi “iyi” ve “rahat” hissedersiniz?

Bunların hepsi aynı kapıya çıkmıyor mu diyorsanız bir sonraki yazıda bu faktörleri birbirinden nasıl ayırdığımızı aktaracağım.

Sevgiyle kalın,

Astroloji Uzmanı “Ayşegül Kuyumcu Türker”

19 Aralık 2012 Çarşamba

Yaşamın Mevsimleri… Satürn Döngüsü-2



Yunan Mitolojisine göre Göklerin Tanrısı Uranos ve Toprak Ana Gaia’nın soyundan Kronos’tur SatürnUranos, evrenin tek hakimi kalabilmek için Gaia’nın doğurduğu tüm çocukları çıkar çıkmaz Gaia'nın karnına geri tıkar.


Uranos ve Gaia'nın son oğlu olan Kronos , babası Uranos'u hadım ederek başa geçer. 



Ancak tabii ki bu yaptıkları yanına kalmayacaktır. Gaia, onun da kendi oğlu tarafından devrileceğini uyarır. Kronos kendi hakimiyetini korumak için çocuklarını yutar. Ve Zeus doğduğunda, bebek yerine Kronos’a  taşla dolu bir kundak verirler. Kronos’ta bunu yutar, Zeus kurtulur ve hakimiyeti devralır.

Tabii ki bu zalim mitolojik hikayenin bir başka yönü daha var. Kronos’un döneminde Altın Çağ’ın yaşanmış olması, herkesin kurallara uyduğu, kanunlara gerek kalmadan refah içinde yaşadıkları ve Kronos’un bu sebeple herkesi ödüllendirdiği de söylenir.

Kendi hayatımızın hakimiyetini ele geçirmek için savaştığımız bu “Satürn Döngüsü” olayına geri dönersek, bu mitolojik hikayeden birkaç ders çıkarabiliriz. Kendi hayatımızın dizginlerini kendi ellerimize almanın vakti gelmiştir. Bazı olaylar “kadersel”dir, çocuklarınızı yutsanız da- doğdukları yere geri tıksanız da evrenin tek hakimi olarak kalamayabilirsiniz. Sınavlarınızı en iyi şekilde verdiğinizde sonunda mutlaka mükafatlar, ödüller olacaktır.

Satürn yani Kronos bize bu yaşımızda bu “Satürn Döngüsü”nü nasıl atlatacağımız konusunda aslında birkaç ipucu veriyor. Öncelikle kendi hayatımıza bir dönüp bakmamız gerek! Hayatı akışına bırakırsanız, yaşadığınız onca yorucu olayın ne işe yaraması gerektiğini kaçırabilir, yepyeni bir sayfa açmak için sınavlarınızı verememiş olabilirsiniz. Tabii ki doğum haritanızı biliyorsanız hayatınızın hangi alanında bu zorlukları yaşadığınızı daha kolay bilirsiniz. (Çünkü bazı olaylar sadece diğerleri tetiklediği için başınıza geliyor olabilir.:( )

Dönüp bakalım kendimize acaba son birkaç senedir hangi konular temcit pilavı gibi dönüp dönüp önümüze geliyor ve bir türlü bunları aşamıyormuşuz gibi hissediyoruz. Her seferinde aynı problemleri aynı şekilde mi çözmeye çalışıyoruz? Bu konuda kendimizi nerelerde kısıtlanmış ya da engellenmiş hissediyoruz? Belki de olamayacak bir iş için uğraş veriyoruz, acaba kabullenmediğimiz neler var? Bu konudaki korkularımız neler?

“Sanki sınavdayım öff” diye nelere isyan ediyorsunuz? (Ör. Hep böyle tipler mi bulacak beni? Hangi işe girsem hep aynı, 2 senede kaç iş değiştirebilirim? Baba olduk, dede olduk hala aynı tas aynı hamam, bu hayat böyle mi geçecek (58-60 yaş döngüsü)? Acaba ben öğretmen mi olsaydım… gibi)

Peki “siz” tek başınıza, bu yaşınızda neleri yapmış- başarmış-aşmış olmayı istiyorsunuz?

Bu soruları sıklıkla kendinize sorarak, cevaplarını uzun uzun düşünerek bir yol planı çıkardığınızda zamanla kendi içinizde özgürleştiğinizi göreceksiniz. Önemli olan yılmadan, azimle, istikrarla ve isteyerek hayatınızın sorumluluğunu ellerinize almanız.

İnancınızı yitirmeden, olumsuzlukların tuzağına düşmeden, kendinizi kısıtlamadan “en temiz sayfayı”açabileceğiz bir Satürn Döngüsü diliyorum.         

Güzel Günler Dileğiyle,

Astroloji Uzmanı “Ayşegül Kuyumcu Türker”

18 Aralık 2012 Salı

Her 29 Yılda bir hayatımız bir tepe taklak olur! Peki niye?

Satürn Döngüsü: Olgunlaşma, Sınavlar ve Ödüller

Bir çok kişi sadece doğduğu an güneş hangi takım yıldızında bulunuyorsa onu bilir. Koçlar ateşli, yerinde duramayan, harekete geçmeye hazır, lider tiplerdir;  ikizler konuşkan, her şey ile ilgili, bazen dedikoducu, bazen maymun iştahlıdır; akrepler tutkulu, her şeyi siyah beyaz gören, ya hep ya hiç, fikirlerinde ve sezgilerinde ısrarcıdır gibi.. Oysa ki gökyüzünde bizi etkileyen tek gezegen Güneş değil ve o gök kubbenin resmi bir daha hiçbir zaman aynı şekli almıyor. Tüm gezegenler takım yıldızları ile elele verip bize dünyaya merhaba dediğimiz an’ın enerjisini aktarıyor. Bu demektir ki tüm gezegenlerin bizim üstümüzde bir etkisi var.  Astroloji  (Natal-Doğum) haritanız da bunu kullanma kılavuzunuz!

Ülkemizde çok şahane bir şehir efsanesi var “29 yaşından sonra insan yükselen burcu oluyormuş” diye. Kim çıkardıysa oturduğu yerden kıs kıs gülüyordur herhalde. Başarılı şehir efsanelerinden biri çünkü!

Peki niye gerçek hayatta 29 yaş ve civarında kendimizi her şeyi sorgularken buluyor, “ben sanki bildiğim ben değilim” tadında davranışlar sergiliyoruz? Cevabı çok basit “Satürn Döngüsü”.

Nedir  Bu Satürn Döngüsü?

Satürn, Uranüs bulunana kadar Güneş’e en uzak gezegen olarak bilinmekteydi.  Kendinden önceki tüm gezegenlerden yavaş, daha soğuk ve çekim gücü daha az.. Satürn’ün sembolü “ruhun üzerindeki madde” dir. Var oluşumuzun getirdiği dünyevi zorlukları, sınırları, gerçekleri sembolize eder.

Satürn zodyak’taki turunu yaklaşık 29,5 yılda tamamlar. Bu döngüyü tamamlarken tüm bireylere “artık büyümenin ve olgunlaşmanın zamanı”nın geldiğini hatırlatır.

Eğer 20’li yaşların sonlarında veya 30’ların başında iseniz Satürn hayatınıza kabus gibi çökmüştür. İlişkilerinizde anlamsız problemler çıkar, işleriniz istediğiniz gibi gitmez, arkadaşlıklarınızda tamam mı devam mı kararı vermek zorunda kalırsınız, kariyerinizi-işinizi sorgularsınız ve tüm bunlar bir kaos’a yol açar. En sonunda mantığınızı ve akli dengenizi sorgularsınız. Tabii bu arada not düşmek gerekir ki baba ve otorite figürlerini temsilen özellikle kadınların hayatındaki erkeklerle olan ilişkileri, babaları ile olan ilişkileri de özenle inceleme gerektirecektir.

Merak etmeyin, yalnız değilsiniz! Sadece Satürn:) Biraz ders verip gidecek!

20’lerin ortalarına doğru yaşanan uzatılmış ergenlik döneminin bitişidir Satürn döngüsü. Artık bir yetişkin olarak kendi hayatının kararlarını ele almalı, maddi-manevi özgürlüğünü ilan etmeli ya da düzenini gözden geçirmeli, çocukken kabul edilebilecek ancak hükmünü doldurmuş her şey hayatımızdan gitmeli.. Yani Satürn gelip son kez göbek kordonunuzu kesiyor. İşte Satürn Döngüsü bu!


Değişim, Dönüşüm, Olgunlaşma, Yaşlanma

“Hayır yaşlanmıyorum ben, sadece 29’dan bir yaş daha büyüğüm!” diyorsanız yanılıyorsunuz; çünkü biyolojik olarak yaşlanıyoruz. Bilinçaltınız bunu yavaş yavaş size gösteriyor. Eskisi kadar hızlı yaşama adapte olamıyorsunuz, daha çabuk yoruluyorsunuz ve geleceği düşünüyorsunuz.  30’ların başını geçtiyseniz bir düşünün 28’inizdeki siz ile bugün arasında ne gibi farklar var?

Evet, işte bembeyaz bir sayfa açıp 30’larınıza yeni bir siz olarak başlamanız için Satürn size bir fırsat tanıyor. Tüm eksiklerinizi, hatalarınızı ve hasır altı ettiklerinizi önce bir güzel önünüze seriyor. Tabii ki bunun bize sunulan şahane bir fırsat olduğunu anlamadığımız için suratımıza tokat yemişçesine “ne oluyoruz şimdi” diyoruz. Oysa yeni  bir hayat için potansiyelimizi maksimuma çıkarma fırsatımız! Ve sonunda mükafatlarımız da bizi bekliyor..


Bu Satürn Döngüsü Herkes’de aynı etkiyi mi yaratır?

Tabii ki hayır! Herkesin doğduğu an ortaya çıkan haritasında hayatının hangi alanları ile ilgili bu majör değişiklik dönemini geçireceği belirlidir. Bunu öğrenmek için haritanızı bilmeniz gerekir.

Peki bu Satürn Döngüsünü nasıl atlatırız?

Bir sonraki yazıda:)
                                                         
Güzel Günler Dileğiyle,
Astroloji Uzmanı “Ayşegül Kuyumcu Türker”

16 Aralık 2012 Pazar

21 Aralık 2012

21 Aralık 2012 hakkında her kafadan bir ses çıktı, pazarlama harikasına dönüştü! Evet 5125 yıllık bir takvim bitiyor. Masa üst takvimlerimizin bitmesinden daha önemli bir anlamı var tabii ki. Dünyanın en önemli uygarlıklarından birine göre bizim bildiğimiz şekli ile dünyanın sonu… Ancak dünyanın sonunun gelmesini beklememiz yersiz olur.

Dünyanın bizim bildiğimiz şeklinden farklı bir yöne doğru gitmesi 21 Aralık 2012’den ibaret değil. Astrolojik olarak yaklaşık 2150 yılda bir değişen çağlar mevcut. Balık çağından Kova çağına geçiş dönemi yaşıyoruz. Tabii ki bu 2.5 günde bir burç değiştiren ay gibi hızlı bir olay olmadığı için başı ve sonu net tarihler ile belirlenemeyen bir olay.




Bu yeni çağ ne demektir? 

Kollektif bilinç olarak adlandırılan globalleşmenin (ulusalcılığın, sınırların, zaman kavramının önemini yitirmesi anlamında), teknolojinin, her şeyin üstünde hümanizmin daha önemli hale geleceği bir çağa giriş yaptığımız bir dönemdeyiz. Bu var oluşta bizlere armağan edilen zihinlerimizi daha yüksek bir bilinç seviyesine ulaştırmak, sevgi, saygı, manevi ve insani duyguları daha yüksek bir boyuta taşımanın artık zamanı. Bu anlamda 21 Aralık 2012 bir başlangıç diyebiliriz.


21 Aralık 2012’ta Neler Olabilir? 

Evet 21 Aralık 2012 tarihinde dünyamız için bazı doğa olaylarına yol açabilecek göstergeler var. Yanardağ patlamaları, depremler veya bunların birlikte olabileceği yer olayları beklenebilir. Ancak kutupların yer değiştirmesi, 3 günlük black out, yangınlar, seller, ölümcül salgınlar vb bunlar hep korkutmanın etkisini kullanarak ses getirme çabaları olarak gözüküyor.

Bir başka bakış açısı da maya takviminin 2 yıl geriden geldiği. Tabii ki bu yıl herkes 21 Aralık 2012 diye bağırırken aslında o 2010'du diyenlerin sesi pek duyulmuyor ama mantıksız da değil. Tüm dünyada seller, depremler, yanardağ patlamaları, salgınlar 2010 yılında gerçekleşti. Tabii ki bir daha gerçekleşmeyecek diye bir yargı asla olamaz ancak iyi yönünden bakmak isteyenler bu tarafta kalmayı tercih ediyorlar:)

Sonuç olarak 21 Aralık'ın en önemli faydasının yeni bir çağa giriş yaptığımızı ve bunun için hazırlanma sürecinde olduğumuzu herkese aktarması olduğunu düşünüyorum. 21 Aralık fazlasıyla pazarlanmış bir gün evet yine de bazı gergin açıların olduğu bir gün. Ani ve beklenmedik olaylara psikolojik olarak hazırlıklı olmalıyız. Olabilecek ani olaylar arasında kıyamet kopması, kutupların yer değiştirmesi pek mümkün gözükmüyor... Bugünü en güzel şekilde geçirmek için de meditasyon yapabilir, dua edebilir, iyi niyetlerinizi bu şekilde güzel enerjilere dönüştürebilirsiniz.

Güzel Günler Dileğiyle,

Astroloji Uzmanı “Ayşegül Kuyumcu Türker”

10 Aralık 2012 Pazartesi

Haftanın Sözleri

"In all chaos there is a cosmos, in all disorder a secret order." Carl G. Jung



"The individual may strive after perfection but must suffer from the opposite of his intentions for the sake of his completeness. " Carl G. Jung




"What happens to a person is characteristic of him. He represents a pattern and all the pieces fit. One by one, as his life proceeds,they fall into place accordingto some pre-destined design" Carl G. Jung